Matematik, Mekanizm ve Descartes

Nisan 1, 2009 · Kategori: Matematik Makaleler

Descartes’a göre doğruyu keşfetmenin yolu matematikten geçer. Hiçbir alanda bulunmadığı kadar aklı doğru yönetmenin kuralları matematikte bulunur.[106] Descartes’ın sisteminde, geometri, en zor ispatlara ulaşabilmek için başvurulacak en güvenli yoldur.[107] Descartes Tanrı’nın varlığını kanıtlamada matematiksel yöntemini kullandığı gibi,[108] matematik, doğa bilimlerinde de onun yönteminin temelidir.  

Francis Bacon gibi Descartes da bilimsel araştırmalarda gayesel nedenlerin araştırılmasına gerek olmadığını düşünmektedir. Gayesel nedenlerin bilimden dışlanmasının dine karşı bir hakaret olmadığını, tam tersine Tanrı’nın evrendeki gayelerini bilme iddiasının bir kibir ve Tanrı’ya karşı hürmetsizlik olduğunu düşünmektedir.O, evrendeki gayeselliği inkar etmemekte, fakat bilimin araştırmalarının, sadece sonuçları nedenlerle açıklaması gerektiğini, nedenleri sonuçla açıklamaya çalışmamasını söylemektedir.

Bilimdeki mekanist anlayışın Tanrı inancına zıt bir görüş olduğu söylenmiştir. Oysa görülüyor ki Descartes gibi mekanist evren görüşünün yaygınlaşmasında etkin birçok kişi, Tanrı’ya inanmaktadır ve mekanist yaklaşımın dine zıt olmadığını ifade etmişlerdir. Descartes, Tanrı’nın doğasında değişim olmamasını evrendeki mekanizmin (doğa kanunlarının işlemesinin) garantisi olarak görür ve Tanrı’nın evrenin varlığını sürekli olarak muhafaza ettiğini savunur.Descates’ın bu izahları, Tanrı’nın rolünü, sadece evrensel oluşumları başlatmakla sınırlı deist bir çerçevede değerlendirdiği iddialarının haksızlığını göstermektedir.

Teleolojik yaklaşımda sonuçların gerçekleştirilmesi için nedenlerin işletildiği söylenir. Örneğin evin oluşması için tuğlaların üstüste konduğunun söylenmesi veya Dünya’nın Güneş’e mesafesinin bu şekilde ayarlanmasının canlıların varolabilmeleri ve varlıklarını sürdürebilmeleri için olduğunu söylemek teleolojik açıklamalardır. Fakat tuğlaların üstüste konması süreciyle evin yapımını anlatmak veya Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin mevcut şekilde ayarlanmasıyla canlıların oluşumu için gerekli ortamın oluştuğunu söylemek mekanist açıklamalardır.

Teleolojik açıklamada amaç açıklanır. Teleolojinin sorusu “niçin”dir. “Niçin tuğlalar birleşir?” veya “Niçin Dünya Güneş’e bu mesafededir?” gayesel nedeni öğrenmeyi amaçlayan sorulardır. Mekanist açıklamanın sorusu ise “ne” ve “nasıl”dır. Tuğlaların nasıl birleştiği veya Dünya’nın Güneş’e uzaklığının nelere yol açtığı mekanist açıklama ile anlatılır.

Mekanist açıklamayı benimseyen ilkçağın atomcuları gibi ateistler olduğu gibi Descartes ve Francis Bacon gibi teistler de vardır. Teleolojik açıklamayı yaygın olarak kullanan pek çok teist olduğu gibi, biyolojide teleolojik açıklamadan kaçınmanın zorluğu karşısında birçok ateist biyolog da teleolojik terminolojiyi kullanmaktadır. Sonuçta kritik nokta mekanist veya teleolojik süreci gerçekleştiren bilinçli bir Güc’ün (Tanrı’nın) varlığının kabul edilip edilmemesidir.

Teist ile ateist arasındaki karşıtlık, bilinçli müdahale ile tesadüf karşıtlığında aranmalıdır; farklılığı mekanizm ile teleoloji karşıtlığında aramak bizi hatalı sonuçlara götürür. Teistler  evreni, Tanrı’nın yarattığı bir varlık olarak gördükleri için, evrendeki sebeplerin bilinçli bir şekilde bir sonuç için çalıştırıldığını kabul ederler. Bu yapacağı evin tasarımı zihninde olan bir kişinin, tuğlaları üstüste zihnindeki ev tasarımına (gayeye) göre yerleştirmesine benzer. Kısacası teist, evrenin ve canlıların Tanrı’nın planına (gayesel nedene) göre yaratıldığını kabul ettiği için, mutlaka evrende bir teleolojinin varlığını kabul eder. Fakat bu, teistin, bilimde teleolojik yaklaşımı mekanist yaklaşıma karşı tercih ettiği anlamını taşımaz. Çünkü teist mekanizmi de reddetmez, fakat evrendeki mekanizmin arkasında Tanrısal bilincin olduğunu kabul eder. Özellikle biyolojide teleolojik açıklama ile mekanik açıklamalar çok içiçe geçer. Örneğin gözdeki her tabakanın fonksiyonlarıyla görme işlevinin nasıl gerçekleştiği (mekanist açıklama) ile bu tabakaların hangi işe yaradığı (teleolojik açıklama) göz ile ilgili bir konu işlenirken ayırt edilemeyecek kadar içiçedir

Bir teistin mekanist açıklamalardan rahatsızlık duyması için hiçbir sebep gözükmemektedir. Bilakis mekanist açıklamalar sonucu elde edilecek veriler canlıların bilinçli bir tasarımın ürünü olduğunu ortaya koymakta kullanılmaktadır. Bir teist nedenlerden sonuca giden bilimsel bir yaklaşımı (mekanist yaklaşımı) benimseyebilir, nitekim Descartes gibi bunun örneği birçok ünlü teist vardır. Bir teistin kabul edemeyeceği, evrenin veya canlıların tesadüfen oluştuğu iddiasıdır.

Mekanizm ile teleoloji arasındaki zıtlığın bazılarınca teizm ile ateizm arasındaki zıtlığa eşitlenmesinin sebebini düşündüğümüzde şu sonuç karşımıza çıkmaktadır. Teist, Tanrı’nın iradesini kabul ettiği için, Tanrı’nın mekanist süreçleri takip etmeden bir anda sonucu (gayeyi) yaratmasını da mümkün görebilir. Kısacası teist, evrendeki mekanizmi reddedebilir, ama evrendeki bilinçli yaratılışı kabul ettiği için evrendeki teleolojiyi reddedemez. Aslında büsbütün mekanist süreçleri reddeden bir teist bulmak oldukça zordur. Hiç kimse sağduyuyu reddetmeden annesi doğurmadan (sebep), çocuğun dünyaya geldiğini (sonuç) söyleyemez; demek ki teistler ya tamamen, ya büyük ölçüde, ya da kısmen mekanizmi kabul etmektedirler. Fakat evrendeki tüm oluşumları maddenin çeşitli kombinizasyonları sonucu, bilinçli bir müdahale olmaksızın oluşmuş gibi gören materyalist-ateistler kendilerini mekanizmi kabule mahkum görmüşlerdir (biyoloji gibi alanlarda teleolojik terminolojiyi kullansalar da). Çünkü mekanizmin dışına çıkmak, maddenin ve doğa kanunlarının dışına çıkmak demekti; bu ise ontolojilerinde madde dışı hiçbir töze yer olmayan materyalist-ateistler açısından mümkün değildir.

Kısaca özetlersek teistler ister teleolojik, ister mekanist açıklamayı benimsesinler, ontolojileri gereği evrende Tanrı’nın planının (teleolojinin) varlığını kabul etmek durumundadırlar. Materyalist-ateistler ise ister teleolojik, ister mekanist terminolojiyi kullansınlar, varlıktaki her tür oluşumun bilinçli bir gücün müdahalesi olmadan mekanist bir süreçle oluştuğunu ontolojilerinin gereği olarak kabul etmek durumundadırlar. Teistlerin çoğu, teleolojik gayenin mekanist süreçlerle oluştuğunu kabul ettikleri için, bir teistin mekanizmi kabul etmesi mümkünken, bir ateistin teleolojik yaklaşımı bir terminoloji olarak kullanmanın ötesinde kabul etmesi mümkün değildir. Ateistlerin biyolojinin gereklerinden dolayı teleolojik terminolojiyi kullanınca Ernst Mayr gibi “telenomi”, Ayala gibi “doğal teleoloji” kavramlarını kullanmaları, içine düştükleri sıkıntıyı göstermektedir.

genbilim.com

Matematik Soruları Çözmek İçin Öneriler

Ocak 11, 2009 · Kategori: Matematik Makaleler

Matematiksel problem çözümü sayısal çözümdür. Tamamen doğru stratejiyi enjekte etmek ve doğru cevaba varma stratejisiyle alakalıdır. İki basamağı vardır – problem uygulaması ve problem sunumu.

Öncelikle problemi tanımlayın ve çözmek için bir strateji belirleyin. Analitik olun.

Matematik Problemleri Çözmek için Yardımcı Öneriler:

- Sınıfta dikkatinizi verin. Konsantrasyonunuzu dersten alacak gereksiz şeylerden kaçının. Arkadaşlarınızla dersten sonra sohbet edin, ders sırasında değil.

- Hocanın söylediği şeyleri aklınızdan tekrar edin.

- Ders devam ederken not almak genellikle iyi bir şey değildir. Dikkatinizi böler. Öncelikle derse odaklanın, ve önemli şeyleri sonra not edin.

- Bir konuda uzmanlaşmak için mümkün olduğunca çok soru çözün.

- Bazı problemlerin birden fazla çözme metodu vardır. Bütün metotları öğrenin ve sizin için en az karmaşık olana karar verin.

- Çözülmesini zor bulduğunuz soruların çözümünün bir kopyasını edinin. Çözüme dikkatli biçimde çalışın.

- Birçok soru çözün. Pratiğin tek yolu budur.

- Temel prensipleri ve fikirleri iyi anlayın. En karmaşık problemlerin bile temelinde bunlar vardır.

- Arkadaki mantığı anlamak, çeşitli formülleri ve teorileri ezberlemeyi kolaylaştırır.

- Öğretmene soru sormaktan asla çekinmeyin. Size yardım etmeye hazırdırlar.

- Gerektiğinde yardım alın.

- Konu hakkındaki kaynakları okuyun. Tek başına ders notlarına bağlı kalmayın.

- İpuçları bazen hemen pes etmekten daha iyidir.

Matematik öğrenmesi zevkli bir derstir. Sayılardan ilk bakışta korkmayın. Matematik problemlerinin hepsi basit mantık ve analiz gerektirirler. Konuda çabucak uzmanlaşmak için kendinize baskı yapmayın. Cesaretiniz hemen kırılmasın. Matematiği, yapılması sıkıcı bir iş yerine öğrenmesi eğlenceli bir tecrübe haline getirecek yollar türetin. Notlar hakkında düşünmeyi kestiğiniz anda, gerçek öğrenme başlayacaktır.

makaleler.com

Matematikte başarı da başarısızlık da genetik

Kasım 2, 2008 · Kategori: Matematik Makaleler

Matematikle başı hoş olmayanlara iyi haber. ABDli araştırmacılar matematik zekasının genetik olduğunu kanıtladı

ABD`de yapılan bir araştırma sayılarla ilgili doğuştan gelen duyarlılığın, matematik yeteneğine sahip olmada okulda alınan eğitimden daha önemli olduğunu ortaya çıkardı.

8sütün
ABD`li bilim adamları matemetikte iyi olmanın, kişinin doğuştan sahip olduğu yeteneğe ve okula başlanan ilk yıllarda alınan eğitim olmak üzere iki faktöre bağlı olduğunu belirtirken, bu iki faktörün birbiriyle olan ilişkisini incelemek üzere bir araştırma yaptılar.


Maryland`de bulunan John Hopkins Üniversitesi araştırmacılarından Justin Halberda, yaptığı araştırmada yaşları 14 olan 64 çocuğa tahmini sayı algılama (ANS) adı verilen bir ölçüm testi yaptı. Seçilen çocukların hepsi geçmişte çok benzer matemetik eğitimi almış ve 5- 11 yaş arasında düzenli olarak matematik testlerine girmişti.


Halberda ve ekibi, katılımcılara bilgisayar ekranında yanıp sönen ışıklar gösterdi. Her ışık, mavi ve sarı renkte, 10-32 kez yanıp söndü. Deneklerden 200 milisaniyelik sürede akıllarında kalan renk ve yanıp sönen ışık sayısını söylemeleri istendi. Bazıları renkleri ve sayıları daha kolay algılayabilirken, bazıları da zorlandı. Tahminleri en yüksek seviyede yapan çocukların, zeka testlerinde en yüksek puan alan çocuklar olduğu ortaya çıktı. Halberda, deneklerin tümünün 5 yaşındayken, yani okula henüz başlamamış ve matematikle tanışmamışken IQ testine tabi tutulduklarını, testi başarıyla geçen çocukların IQ testlerinde en yüksek zeka seviyesine sahip olan çocuklar olduklarını belirtti.


Daha önce yapılan bir başka araştırmada da, bir Amazon kabilesinde eğitim görmemiş çocuklarla Fransa`da eğitim görmüş çocuklara ANS testi uygulanmış, iki grup arasında bariz bir fark olmadığı ortaya çıkmıştı.


Halberda, okulda görülen matematik derslerindeki başarı ya da başarısızlıkların büyük oranda genetiğe bağlı olduğunu söyledi. ABD`li araştırmacı ayrıca, ANS`nin güçlü bir test aracı olduğunu, buna rağmen yüzde 100 kesinliği olmadığını da sözlerine ekledi

Amerikan filmleri, matematiği vurdu!

Kasım 2, 2008 · Kategori: Matematik Makaleler

Yıllardır Amerikan yapımı `lise filmleri`nde gençlere aşılanan, `inek` tiplemesine benzemek istemeyen Amerikalı gençlerin matematik dersinden uzak durması, Amerikan matemeatiğinin sonunu getirdi. ABD`de artık sadece göçmenler matematikle ilgileniyor. Herkesin futbol oyuncusu ya da amigo olmak istediği lise döneminde hiçbir ABD`li adının matemetikle anılmasını istemiyor...

Wisconsin Üniversitesi Onkoloji profesörü Janet E. Mertz`in yürüttüğü araştırmanın sonuçlarına göre, Amerika`da gençlerin Matematik becerileri yeterince gelişemiyor.


Matematiğe yüksek derecede yatkınlığı olan erkek ve kızlar bile, bu konuda matematiğe önem verilen ülkelerden göç etmiş insanlar ve çocukları kadar başarılı değil.


Araştırma sonuçları, matematiğe olağanüstü becerisi olan kızların nadiren matematik yolunda ilerlemeyi tercih ettiğinin ortaya koydu. Bunun başlıca sebebi olarak, Amerikan kültürünün matematiğe çok önem vermediğini, ve başta kızlar olmak üzere öğrencilerin bu alanda ilerlemek istememesi gösteriliyor.


The New York Times`da yer alan habere göre, oğlu dünyanın en önemli matematik yarışması olarak nitelendirilen bir yarışmada birinci olan Profesör Mertz, `Çocuklar, `Eğer Asyalı ya da `inek` değilsem, matematik takımında olmamalıyım` diye düşünüyorlar. Sosyal sebeplerden dolayı, denemeyi bile istemiyorlar` diyor.


Halihazırda olimpiyat takımları ve matematikle ilgili alanlarda, Amerikalılar`dan çok daha yüksek oranda göçmen ve göçmen çocukları var. Amerika Matematik olimpiyatlarının takım lideri olan Çin göçmeni Zuming Feng, `Amerika`da nasıl herkes iyi olsa da olmasa da beyzbol ile ilgileniyorsa, Çin`de de matematik ile ilgileniliyor. Aileler çocuklarının matematik becerisi ile gurur duyuyorlar` diyor.


Prof. Mertz ve diğerlerine göre, problemin en önemli sebeplerinden birisi de, genç matematik olimpiyatçılarının Harvard gibi prestijli okullar ve önde gelen koruma fonu firmaları tarafından takdir edilse de, halk tarafından pek bilinmemeleri.


star

Neden Matematik Öğreniyoruz?

Ekim 7, 2008 · Kategori: Matematik Makaleler

Matematik uygarlığın aracıdır. Matematik çok yönlü bir bilimdir. Yayılma alanının ve derinliğinin sınırı yoktur. Bilim ve teknolojide olduğu kadar günlük yaşamda da vazgeçilmezdir. Çağlardan çağlara taşınan, ulusal sınır tanımayan, etkili, sağlam ve evrensel bir kültürdür.

İnsanoğlu varoluşundan beri korkuyla, şüpheyle ve merakla içinde yaşadığı evreni tanımaya, doğa olaylarını açıklamaya ve doğaya egemen olmaya uğraşmaktadır. Gizlerini bilmediği için doğa olaylarını, yüzbinlerce yıl boyunca, korkuyla gözleyen insanoğlu, doğaya egemen olmak zorunda olduğunu kavradıktan sonra onunla amansız bir mücadeleye girmiştir. Bu mücadelede onun en hünerli aracı matematiktir. Tarih öncesi zamanlardan beri insanoğluna doğa üstü görünen pek çok olayın bilimsel açıklaması matematik ile yapılabilmiştir, evrenin mükemmel düzeni matematik ile ortaya konulmuştur. Örneğin, gök cisimlerinin hareketi, insanoğlunun daima merak ettiği hatta korktuğu olgulardandı. Şimdi Ay'ın ve Güneş'in tutulmasından korkmuyoruz; hatta tutulmaların ne zaman ve nerede olacağını çok önceden hesaplayabiliyoruz. Gök gürlemesinden, yağmurdan, selden korkmuyor; barajlar kuruyor, evlere, fabrikalara enerji akıtıyoruz. Dünyada ve hatta gezegenler arasında etkin bir haberleşme ağı yaratıyor, üstün bir iletişim ortamı kuruyoruz. Temeli matematiğe dayanan Elektrik ve Magnetizma Kuramı olmasa günümüzün enerji ve iletişim sistemleri çalışmazdı; yani radyolarımız çalışmaz, televizyonlarımız göstermez; barajlarımız elektrik üretmezdi. Işığın nasıl yayıldığını kolayca açıklıyoruz. Işığı yalnız aydınlatmada kullanmıyoruz; örneğin, x ışınlarını, lazer ışınlarını insanlığın sağlığı, refahı ve mutluluğu için kullanabiliyoruz. Süper bilgisayarlar üretiyor ve binlerce kişinin binlerce yılda bitiremiyeceği işlemleri saniyelerde yapıyoruz. Romantizmin başlıca kaynağı olan Ay'a ayak basıyoruz...

Bütün bunları matematikle yapıyoruz.

Matematiğin uygulanmadığı hiçbir teknik alan yoktur... Matematik yalnızca çağdaş bilim ve tekniğin temel aracı değildir... Tıp, sosyal, siyasal, ekonomi, işletme, yönetim v.b. bilimler de matematiksel yöntemlere dayanmak zorundadır. Kısaca matematik, insan aklının yarattığı en büyük ortak değerdir. Evrenselliği onun gücüdür. Çağları aşarak bize ulaşmıştır, çağları aşarak yeni kuşaklara ulaşacaktır. Büyüyerek, gelişerek, insanlığa hizmet edecek; her zaman taze ve doğru kalacaktır.

Bu nedenle, matematik öğretimi bütün dünya ülkelerinde özel bir önem ve önceliğe sahiptir

Matematiği Kim Buldu ???

Ağustos 22, 2008 · Kategori: Matematik Makaleler

Bir nehir düşünün. Çağıl çağın akan. Yukarıya, nehrin kaynağına doğru bir gezintiye çıkın hayalinizde. Yürüdükçe, küçük akıntıların nehre karıştığını göreceksiniz. Zaman zaman daha büyükçe dereler, hatta bir yerde kaynağın hangi yönde olduğunu şaşıracağınız iki büyük ırmağın birleşme noktasına gelebileceksiniz. Sağdakini seçin. Soldaki ile sağdaki aynıdır varsayarak. İlerleyin kaynağa doğru. Göreceksiniz, kaynağa yaklaştıkça küçük küçük akıntılar birleşerek gittikçe büyüyen dereleri, dereler ırmakları, onlar da nehirleri oluşturuyorlar.İşte böyle bir şey matematiğin bulunması. Belirli bir bulanı yok. Birçok uygarlığın katkılarıyla oluşuyor. En önemlileri Mezopotamya Uygarlıkları, Çin, Hindistan, Eski Mısır ve Eski Yunan. Bunların bileşimi, MÖ 500-300 döneminde kayıtlara alınmış, eklenmiş görünüyor. Yunan matematiğini alıp geliştiren ve Batı Avrupa’ya iletenler İslam bilim adamları. Sonrası zaten biliniyor.
Çok özet ama durum aşağı yukarı böyle. Yani matematiki şu uygarlık bulmuştur demek mümkün değil.

TÜBİTAK…

Tabiatin Matematik Düzeni

Ağustos 22, 2008 · Kategori: Matematik Makaleler

Fiziki dünyanın matematikle ifade edilen bir düzenin ve ahengin bir görüntüsü olduğu düşüncesi Eski Yunan’a kadar dayanmaktadır. Rönesans Avrupası’nda Galileo, kâinat kitabının matematik dilinde yazıldığını ifade ediyordu. Galileo’dan sonra gelen bilim adamları da kâinattaki bütün kanunların matematik diline dökülebilir olması karşısında şaşkınlıklarını ifade etmişlerdir. Matematiğin fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinde bilinmeyen bir şekilde işlerliği ve her şeyi kolaylaştırması karşısında büyük fizikçi James Jeans “Kâinatın mimarı büyük bir matematikçi olsa gerek” demiştir. Einstein’in rölativite teorisini, sade bir tefekkür sonucu değil, bazı matematiki işlemlerden sonra ortaya attığını biliyoruz. Bütün fizik kanunlarının matematik diline dökülerek çok kolay anlaşılması karşısında Einstein “Kâinatın anlaşılamayan tek yönü, anlaşılabilir olmasıdır” demiştir. En basitinden cisimler arasındaki çekim kuvvetinin  F=G.m1.m2 / r2
şeklinde basit bir matematik formülüyle ifade edilmesi karşısında şaşırmamak mümkün mü? Bu formüldeki G sabitinin, atomun elektronlarıyla protonları arasındaki çekim kuvvetinden, yıldızlar arasındaki çekim kuvvetine; bizim dünyamızdan, bizden milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki yerlere kadar hep aynı olması bu formülün basit olmasının yanı sıra çok harika olduğunu ve her yerde geçerli akçe gibi değerli olduğunu göstermektedir.

Matematiğin diğer bilimlerdeki uygulamalarının beklenmedik bir şekilde çok verimli sonuçlar vermesi hâlâ bir sır olarak karşımızda durmaktadır. Bazı bilim adamları bunu, diğer ilimlerin matematiğin gelişmesine yön vermesine bağlarlar. Ancak bu düşünceyi hiçbir matematikçi kabul etmez. Çünkü matematikçiler matematik yaparken yaptıkları şeyin uygulamasının olup olmadığına bakmazlar. Ancak kendilerinden sonra gelen bilim adamları onların çalışmalarını alıp diğer bilimlere uygularlar. Meselâ; karmaşık sayı sistemini geliştirenler matematikçilerdir, fakat çok sonraları bunun fizikte ne kadar çok uygulama alanı olduğu görülmüştür. Apollionus, çember ve karenin yanı sıra elips dediğimiz çift odaklı güzel görünümlü bazı şekiller üzerinde çalışırken bu şekillerin kendisinden yüzlerce yıl sonra Kepler tarafından alınıp güneşin etrafına yerleştirileceğinden ve bununla gezegenlerin yörüngelerinin nasıl olduğu probleminin çözüleceğinden habersizdi. Bu konuda ünlü İngiliz matematikçi G. H. Hardy şunları söylüyor: “Ben, pratik faydası için değil, ondaki güzellik için matematik yapıyorum ve yaptığım çalışmaların kâinatta herhangi bir uygulamasının olup olmadığına bakmıyorum. Ancak çok sonra kâinatın da matematikçiler tarafından formüle edilen aynı kurallarla oynadığını keşfediyoruz.”

James Jeans ise: “Eğer matematik kâinatın gerçek bir özelliğini ortaya çıkarıyor olmasaydı, diğer bilimlerdeki matematiksel yaklaşımlar bu kadar verimli sonuçlar doğurur muydu?” diyerek cevap aradığımız soruya açıklık getiriyor.

ÖNCE TEOREM, SONRA İSPAT

Matematikteki ilginç hadiselerden biri de Gauss, Rieman, Fermat gibi matematikçilerin o gün için ispatı olmayan bazı teoremler yazıp ispatını geleceğin matematikçilerine bırakmalarıdır. Bu teoremlerin daha sonraları bulunan çok kompleks sistemler kullanılarak ancak ispatlanabilmesi, onların bu teoremlerin doğruluğunu nasıl tahmin ettikleri sorusunu akla getirmektedir. Fermat: “Herhangi iki pozitif tamsayının ikiden büyük bir tamsayı kuvvetini alıp bunları toplarsanız, başka hiçbir tamsayının aynı kuvvetine eşit olmaz” diye bir teorem ortaya atmıştır. Ancak bu teoremin ispatı o kadar zordu ki iki asır boyunca matematikçilerin başını ağrıttı. Tâ Wiles tarafından 200 sayfalık bir ispatı yapılana kadar. Matematikte önceden tahmin edilen bu türlü şeyler, matematiğin insan beyni tarafından yönlendirilmediğini, aksine onun insan beynini alıp belli hakikatlere doğru sürüklediğini gösterir.

KAÇ TANE MATEMATİK VAR?

Prof. Ali Nesin: “Eğer uzayın farklı bir yerinde bazı yaratıklar olsaydı ve bu yaratıklar bizim gibi zeki olsaydı, bizimle aynı matematiği yaparlardı. Demek istediğim matematik bir tane ve biz onu buluyoruz” diyor. Kendisinin de ifadesiyle bu iddia ispatlanamaz ancak üzerinde düşünmeye değer. İki kere ikinin dört olmadığı bir matematiği düşünmek kolay değil. Biraz daha karmaşık bir örnek üzerinde duralım. y=x2 eğrisinin altındaki alanı bugün fonksiyonun integralini alarak kolayca bulabiliyoruz. “0”dan x’e kadar olan kısmının alanı (l/3)x3 yapmaktadır. Şimdi Prof. Ali Nesin’in örneğinde olduğu gibi uzayın farklı bir yerindeki zeki yaratıkların da aynı alanı hesaplaması için bir metot geliştirdiklerini düşünelim. Onların da (1/3)x3 değerini bulacaklarından kimsenin şüphesi yoktur. Onların bu metodunu farklı bir fonksiyona uygulayınca bizim aynı fonksiyona integral uygulayarak elde edeceğimiz değeri bulurduk. Onların metodları farklı olabilirdi ancak bizim her işlemimize onların bir metodu karşılık gelecekti. Yani diller her ne kadar farklı da olsa anlatılan hakikatler hep aynı olacaktı.

SONUÇ

Allah (cc), kâinatı yaratırken, koyacağı kanunların sadece mükemmel olarak çalışmalarıyla yetinmemiş, bunlara insan ruhunu yücelten güzellikler de katmıştır İlim tığıyla örülen bu muhteşem dantelâya ince ve güzel bir nakış işlemiştir. İnsanoğlunun bu dantelâ içindeki ince sırları ortaya çıkarmasıyla matematik ilmi doğmuştur. Herkes farklı bir ipliğe muttali olmuş ve bugünkü haliyle karşımıza muazzam bir tablo çıkmıştır. Bu ilmi ya alıp tek bir noktada toplayıp insan beyninin içine kapatacağız veya kâinat kitabının sayfaları arasına serpiştireceğiz. Bizim var olan şeylere sonradan ulaşmamız matematiğin kâinatın sayfalarına ait olduğunu göstermektedir

Alıntı

« Önceki :: Sonraki »